Yeni Bir Kur'an Anlayışı Zihniyetine Karşı Islami Bir Cevap

Asrımızın müslümanı, imanının zaafa uğraması nedeniyle bir şahsiyet krizi yaşamaktadır. Bunun bir neticesi olarak da, batıyı taklit etme özentisine kapılmıştır. Ancak bu taklitçilik, hayat modeliyle sınırlı iken, maalesef bugün bu boyutu da aşma durumuna gelmiştir.

Nitekim bu batılaşma özentisi, İslami ilimlere de uygulanmak istenmektedir. “Yeni bir Kur’an anlayışı, Sünnete yeni bir yaklaşım” gibi hezeyan dolu sözler yükselmeye yüz tutmuştur. Güya maksatları; Kur’an ve Sünnete, çağa uygun bir yorum getirerek yeni bir hüviyet kazandırmak imiş!!!


İşi meşruulaştırmak için, buna gerekçe olarak ta, bugünkü Kur’an ve sünnet anlayışının, çağa cevap veremediğini ileri sürmeleridir. Daha da garip olanı ise, 14 asırlık ilim, samimiyet ve kalite dolu, geçmişte yetişmiş alimlere ve eserlerine kırmızı kalem çizerek, onlara klasik bir anlayış gözüyle bakmalarıdır. Bunun yanında yandaşları ve akıl hocaları olan oryantalistlerin, İslam adına cinayet işleyerek yazmış oldukları eserlere modern İslam anlayışı adını vermektedirler. Şimdi soruyorum ; bu çifte standart, büyük bir zulüm, insafsızlık ve nankörlük değimidir? Ama ne yazık ki, bütün gayretler batı ve sistemine ayak uydurma hesabına yapılmaktadır.

Kuran ve Sünnetin evrenselliğini ortay koymak için, illa ki her ortaya çıkan görüş ve ideolojiye sahip çıkmak mı gerekir? Kaldı ki bu görüş ve ideolojiler hiç şüphesiz birer teselsül halinde kıyamete kadar devam edecektir. Kıyamete kadar her türlü tebdil ve tahriften korunma garantisi altında bulunan ve kemale ermesiyle her türlü ziyadelilikten müstağni olan İslam dininin, bu yabancı ve ithal edilmiş düşünce ve anlayışlara ihtiyacı olmadığı gibi, sahip çıkmaya da mecbur değildir. Farz-ı muhal bu zihniyet kabul edilmiş olsaydı, Kuran’ın vahiy bir değeri kalmış olmazdı. Böylelikle de İslam’ın asıl ilahi amaçları saptırılmış olurdu. Ona beşeri yorumlar getirmekle, beşeri sistemler seviyesine indirmekten başka bir şey yapılmış olmazdı. Bizim anladığımız evrensellik, Kuran’ın, insanlığın maddi ve manevi ihtiyaçlarına cevap vermesidir.

Şimdi şunu sormak isterim; neden muhafazakar anlayışının batıya ayak uydurmasına gerek duyuluyor da batının bu anlayışa ayak uydurmasına gerek duyulmuyor? Batı ne zamandan beri İslam için ölçü olmuştur. Kaldı ki batılılaşma hamlesi konusunda, Hz. Peygamberin (s.a.v.) asırlar öncesi vermiş olduğu haberi tasdik etmemek elde değildir.

O şöyle diyordu: “Siz, sizden öncekilerin yoluna karış karış, kulaç kulaç uyacaksınız, öyle ki onlar, kelerin deliğine girseler sizde oraya gireceksiniz. Denildi ki ey Allah’ın Resulü, o (uyulan) kimseler yahudi ve hırıstiyanlar mıdır? O da cevaben “Ya başka kim olabilir?” demiştir. (Buhari ve Müslim)

Evet tarihten ibret alınmadığı zaman, tarih tekerrürden ibaret olur. Geçmiş ümmetlerdeki tahrif ve tebdil mukaddes kitapların lafızlarında yapılırken, bizdekiler dine çağdaş bir hüviyet kazandıralım diye vahyi Kuran’a yeni bir yorum, veya yaklaşım getirerek, kısacası bir reform yaparak sinsi bir tahrif türü gerçekleştirmeye yeltenmekteler. Belki de birçokları bunun farkında bile değildir.

Bizim kanaatimize göre; İslam vahyi, hiçbir zaman çağın gerisinde kalmamıştır ve kalmayacaktır da. Orijinalliği kıyamete kadar tahriften salim kalacağı gibi hükümleri de kıyamete dek bakidir.

Bütün bu fasit tıkanmaların altında, Kuran’ın vazgeçilmez tefsiri olan ve ilk üç faziletli çağın nesline dayanan sahih Sünnet kültüründen cahil, yoksun, habersiz ve önyargılılık yatmaktadır. Kısacası aklın her şeyi halledeceği fikri hakimdir.

Bizce Kuran’ı anlamanın en salim yolu şu aşamalarla gerçekleşebilir.

1. Kuran’ın önce Kur’anla tefsiri

2. Kuran’ın sahih sünnetle tefsiri (Bu da tefsirle ilgili rivayetlerin tashihinde yoğun bir çalışmayı gerektirmektedir.)

3. Sahih sünnetle tefsiri sabit olmayan ayetlerin, sahabe ve tabiinden varit olan kavil ve görüşlerin en sıhhatli olanların tefsiri.

4. Kuran’ı Arapça dilin zenginliğinden istifade ederek delalet ettiği manalarla tefsiri.

5. Arapça dilin yanında örf de tefsirde yardımcı unsur sayılabilir.

6. Müspet ilimlerle ilgili ayeti kerimelerin tefsirine gelince, Kuran ve Sünnetin genel prensiplerinin dışına çıkılmaması şartıyla, ihtisas ehlinin bu konularla ilgili ittifak ettikleri ilmi verilerden istifade edilir.

Mezkur maddelerde bu tertibe riayet edilirse sağlıklı bir tefsir meydana gelmiş olur. Çağın getirmiş olduğu bazı sorunlara eğilirken de, Kuran ve Sünnetin genel kaidelerinden istifade edilerek çözüme gidilmelidir.