Ey Menhecimize Dil Uzatan Ahmak! Dön Ve Diyeceklerime İyi Bak!

Şüphesiz hamd yalnız Allah'adır. O'na hamd eder, O'ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerlerinden, amellerimizin kötülüklerinden Allah'a sığınırız. Allah'ın hidayet verdiğini kimse saptıramaz. O'nun saptırdığını da kimse doğru yola iletemez. Şehadet ederim ki, Allah'tan başka ibadete layık hak ilâh yoktur. O, bir ve tektir, O'nun ortağı yoktur. Yine şehadet ederim ki, Muhammed Allah'ın kulu ve Rasûlüdür.


“Ey iman edenler! Allah'tan nasıl korkmak gerekirse öyle korkun ve siz ancak Müslümanlar olarak ölünüz.” (Al-i İmran; 103)

“Ey insanlar! Sizi tek bir candan yaratan ve ondan da eşini var eden, her ikisinden birçok erkek ve kadın türeten Rabbinizden korkun. Kendisi adına birbirinizden dileklerde bulunduğunuz Allah'tan ve akrabalık bağlarını kesmekten de sakının. Şüphesiz Allah üzerinizde tam bir gözetleyicidir.” (en-Nisâ; 1),

“Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve dosdoğru söz söyleyin. O da amellerinizi lehinize olmak üzere düzeltsin, günahlarınızı da mağfiret etsin. Kim Allah'a ve Rasûlüne itaat ederse büyük bir kurtuluşla kurtulmuş olur.” (el-Ahzâb; 70-71)
Bundan sonra, Şüphesiz sözlerin en güzeli Allah’ın Kelam’ı, yolların en hayırlısı Muhammed Sallallahu aleyhi ve sellem’in yoludur. İşlerin en kötüsü sonradan çıkarılanlarıdır. Her sonradan çıkarılan şey bid’attir ve her bid’at sapıklıktır. Her sapıklık da ateştedir.

Dört Mezhep Nasıl Yayıldı?

İlim talebesi olduğunu iddia eden ve insanların ilim ve alimlere ait lakaplar verdikleri, kendilerine “hatip” ve “davetçi” denilen birçok kimsenin zihinlerinde kökleşen fitnelerden birisi, dört mezhebin İslâm’ın direklerinden olduğu, mezhebi olmayanın dininin de olmayacağı, fırka ve ihtilafların dinin ruhu ve zirvesi olduğu, hatta ihtilafın rahmet (!) olduğu gibi düşüncelerdir. Öyle ki, Kitap ve sünnetten delil sormanın küfrün esaslarından olduğu iddia edilmiştir.

es-Savî el-Malikî, Celaleyn haşiyesinde şu habis iddiaya cüret etmiştir:

الأخذ بظاهر الكتاب والسنة من أصول الكفر

“Kitap ve sünnetin zahirini almak küfrün asıllarındandır”[1]

Bu çirkinliğin bir benzeri de Hanefilerden el-Kerhî’nin:

كل آية أو حديث تخالف ما عليه أصحابنا فهو مؤول أو منسوخ

“Ashabımızın (Hanefilerin) muhalif oldukları her ayet veya her hadis ya te’vil edilir, ya da nesh edilmiştir”[2] sözüdür.

Halbuki Allah bu ümmete tek kitap indirmiş, tek peygamber göndermiş ve şöyle buyurmuştur:

ولا تكونوا كالذين تفرقوا واختلفوا

“Fırkalara bölünen ve ihtilaf edenler gibi olmayın” (Al-i İmran 105)

ولا يزالون مختلفين إلا من رحم ربك

“Rabbinin merhamet ettiklerinin dışındakiler ihtilaf etmeye devam ederler” (Hud 118, 119)

فهدى الله الذين آمنوا لما اختلفوا فيه من الحق بإذنه

“Allah, îman edenleri, üzerinde ihtilâf ettikleri hakka, kendi izniyle hidayet etmiştir” (Bakara 213)

Nebî sallallahu aleyhi ve sellem geride bir ümmet bırakmış, bu ümmet en hayırlı ümmet olmuştur. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in vefatının ardından, yerleri doldurulamayan kimseler de vefat etmişler, hayırdan sonra şer gelmiş, şu mezhepler ortaya çıkmaya başlamıştır. Şeytan bu fitneyi çeşitli kılıklarla süslemiş, hayatlarını Allaha ve rasulüne davetle geçiren faziletli insanlar olan hadis alimlerinin isimlerini bu mezheplere takmıştır.

Sonra gelenler kör taklitten başkasını kabul etmemişler, bu alimler adına yalancı şahitlik yaparak iftira etmiş, buhtanda bulunmuşlar, hiçbir nesep bağları olmadığı halde kendilerini bu alimlere nispet etmişlerdir. Böylece “İmam Malik’in mezhebi”, “İmam Şafii’nin mezhebi” ve “İmam Ahmed’in mezhebi” gibi sözler işitilmeye başlanmıştır.

“İmam Ahmed şu meselede şu görüştedir, İmam Malik şu görüşüyle ona muhalefet etmiştir” dediklerini işitiriz! Şayet meseleyi araştıracak olursak, o imamların bu işle alakalarının olmadığını ve güzel bulmadıklarını görürüz. Bilakis bunlar ancak fırka ve ihtilafa dayanmış, sonra gözleri şaşmış ve oyalanıp durmakta olan sonrakilerin sözleridir. Bu ihtilaf ve fırkalaşmalarına: “İmam Ahmed’e ait” veya “İmam Malik’e ait” diyerek kılıf uydurmuşlar, böylece iblis bu ümmete fırkalaşmayı yerleştirmiş, bunun sonucu olarak da ümmet başarısızlığa uğramıştır.

Ebu Şame el-Makdisi rahimehullah, şöyle diyor:

ومنهم من قنع بزبالة أذهان الرجال وكناسة أفكارهم وبالنقل عن أهل مذهبه وقد سئل بعض العارفين عن معنى المذهب فأجاب أن معناه دين مبدل قال الله تعالى ( ولا تكونوا من المشركين من الذين فرقوا دينهم وكانوا شيعا كل حزب بما لديهم فرحون )ألا ومع هذا يخيل إليه أنه من رؤوس العلماء وهو عند الله وعند علماء الدين من أجهل الجهال بل بمنزلة قسيس النصارى أو حبر اليهود لأن اليهود والنصارى ما كفروا إلا بابداعهم في الأصول والفروع وقد صح عن النبي صلى الله عليه وسلم ( لتركبن سنن من كان قبلكم ) الحديث "

“Kimisi insanların zihinlerinin kalıntısı ve fikirlerinin çöplüğü ile kanaat ederek mezhebinin mensuplarından nakilde bulunmaktadır. Ariflerden birine mezhebin anlamı sorulunca: “Değiştirilmiş din demektir” diye cevap vermiştir. Allah Teâlâ: “Dinlerini parçalayan, gruplara bölünen ve her grubun kendilerinde bulunanlarla sevindikleri müşrikler gibi olmayın” (Rum 31-32) buyurmuştur. Dikkat edin! Buna rağmen alimlerin önderleri gibi görünen bazıları, Allah katında ve hakiki din alimlerine göre cahillerden de cahildirler! Hatta onlar hristiyanların rahipleri ve yahudi alimleri mesabesindedir! Çünkü Yahudiler ve Hristiyanlar, kendilerinin bidat olarak çıkardıkları şeyler dışında usul ve furu’yu inkar etmişlerdir. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğu sahih olarak gelmiştir: “Sizden öncekilerin yollarına aynen uyacaksınız”[3]

İmam Ahmed’in Taklid, Mezhep, Re’y ve Kıyasa Karşı Tutumu

Burada bizzat İmam Ahmed’in, bunların iftira olduğunu ortaya koyan ve kendisinin menhecinin Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e ittiba olduğunu, falan ve filanın görüşlerini şiddetle çirkin gördüğünü açıklayan sözlerinden bazılarını zikredeceğiz:
Sünen sahibi İmam Ebu Davud şöyle demiştir: “Ahmed’in şöyle dediğini işittim:

ليس أحد إلا ويؤخذ من رأيه ويترك ، ما خلا النبي - صلى الله عليه وسلم

“Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in dışında herkesin sözünu almak da, terk etmek de mümkündür.”[4]

Ebu Davud dedi ki: “Ahmed’e şöyle dedim:

الأوزاعي هو أتبع من مالك ؟ قال : لا تقلد دينك أحدأ من هؤلاء ، ما جاء عن النبي - صلى الله عليه وسلم - فخذ به

“el-Evzâî’ye mi, yoksa Malik’e mi uyayım?” Dedi ki: “Dininde bunlardan hiçbirini taklid etme! Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’den gelenleri al”[5]

Ebu Davud dedi ki: “Ahmed b. Hanbel’in şöyle dediğini işittim:

لا يعجبني رأي مالك ، ولا رأي أحد

“Ne Malik’in ne de herhangi bir şahsın görüşü hoşuma gider.”[6]

İmam Ahmed rahimehullah işte böyle sakındırmıştır. Lakin Allah’ın gurura düşürdüğü bu kimseler Allah’ın kitabını ve Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetini arkalarına atmışlar, onun yerine re’y ve kıyası almışlardır. Daha hayırlı olanı, düşük olanla değişmişlerdir.

İbn Hânî, İmam Ahmed’in şöyle dediğini nakletmiştir:

اترك رأي أبي حنيفة وأصحابه.

“Ebu Hanife ve ashabının görüşlerini terk et!”

Ebu Davud dedi ki:

سمعت أحمد ذكر شيئاً من أمر أصحاب الرأي . فقال : يحتالون لنقض سنن رسول الله - صلى الله عليه وسلم

“İmam Ahmed’in re’y ashabının durumundan bahsettiğini işittim. Şöyle dedi: “Onlar Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetlerini eksiltmeye çalışıyorlar”

El-Meymûnî şöyle demiştir:

سمعت أبا عبد الله أحمد بن حنبل ، وسئل عن أصحاب الرأي ، يكتب عنهم ؟ فقال : قال عبد الرحمان ، هو ابن مهدي ، : إذا وضع الرجل كتابا ، من هذه الكتب ، أرى أن لا يكتب عنه الحديث. قال أحمد : وما تصنع بالرأي ، وفي الحديث ما يغنيك عنه ويقول : من دل على صاحب رأي ، فقد أعان على هدم الإسلام

“Ebu Abdillah Ahmed b. Hanbel’e: “Re’y ashabı’ndan ilim yazalım mı?” diye sorulunca şöyle dediğini işittim: “Abdurrahman b. Mehdî dedi ki: “Kişi, şu kitaplardan (şahsi görüşlerine dair) bir kitap ortaya koyarsa ondan hadis yazılmasını uygun görmem.” Ahmed dedi ki: “Re’yi/Görüşü ne yapacaksın? Hadis bunlara ihtiyaç bırakmaz.” Yine şöyle demiştir: “Kim re’y sahibini (meselelere şahsi görüşüyle hüküm vereni) tavsiye ederse İslâm’ın yıkılmasına yardım etmiş olur.”[7]
Ebu Mes’ud Ahmed b. Furat b. Halid er-Razi ed-Dubbî el-Esbehanî, İmam Ahmed’in şu sözünü rivayet etmiştir:

قال احمد من دل على صاحب رأي ليفتنه فقد أعان على هدم الإسلام

“Fitneye düşürmek için re’y ashabını tavsiye eden, İslâm’ın yıkılmasına yardım etmiş olur.”


İmam Ahmed rahimehullah, hayatında dini re’y ile alanlar hakkında bu gibi sözler söylemiş, böyle kimselerin İslâm’ı yıktıklarını belirtmiştir. Bu yüzden İmam Ahmed rahimehullah hadisi şerifler içeren kitapları tavsiye etmiştir. Sonra insanların görüşleriyle bu hadisleri birbirine katan, habis ile tayyibi karıştıran kitaplar yazılmıştır. İmam Ahmed bu görüşlerin atılmasını ve silinmesini, kitapta sadece hadislerin bırakılmasını emrederdi. Kalbi olan için bu yeterlidir. Allah’ın basiretini aydınlattığı kimseler için ayet ve hadislerden başkasına ihtiyaç yoktur. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in hadisiyle yetinmeyene cehennem yeter!

İbn Hânî şöyle demiştir:

سئل أحمد بن حنبل ، عن أبي حنيفة ، يروى عنه ؟ قال : لا . قيل : فأبو يوسف (صاحب أبي حنيفة ) ؟ قال : كأنه أمثلهم . ثم قال : كل من وضع الكتب ، فلا يعجبني ، ويجرد الحديث

“Ahmed b. Hanbel’e Ebu Hanife’den rivayet edilip edilmeyeceği soruldu. “Hayır” dedi. “(Ebu Hanife’nin öğrencisi) Ebu Yusuf?” diye sorulunca: “O da onlar gibidir” dedi. Sonra şöyle dedi: “(Görüşlerine dair) kitap yazan ve hadisleri yazmayan kimselerden hoşlanmam.”[8]

İmam Ahmed rahimehullah şöyle demiştir:

لا يعجبني شيء من وضع الكتب ، ومن وضع شيئًا فهو مبتدع. وقال ابن هانى : سألت أحمد عن كتاب مالك والشافعي أحب إليك أو كتب أبي حنيفة وأبي يوسف ؟ فقال : الشافعي أعجب الي ، هذا إن كان وضع كتابا ، فهؤلاء يفتون بالحديث (يعني مالكًا والشافعي) وهذا يفتي بالرأي (يعني أبا حنيفة) فكم بين هذين

“(Şahsi görüşlere dair) yazılan kitapların hiçbirinden hoşlanmam. Kim böyle bir kitap yazarsa o bir bidatçidir.” İbn Hani dedi ki: “Ahmed’e; “Malik ve Şafii’nin kitaplarını mı yoksa Ebu Hanife ve Ebu Yusuf’un kitaplarını mı tercih edersin?” diye sordum. Dedi ki: “Şafii daha hoşuma gider. (Malik ve Şafii) kitap yazmış olsalar da hadisle fetva veriyorlar. Şu ise (yani Ebu Hanife) re’y ile fetva veriyor! Bu ikisi arasında ne kadar çok fark var!”[9]

İbn Hânî şöyle demiştir: “Erdebil’den birisi İmam Ahmed’e, kitap yazmış olan Abdurrahman adlı birisi hakkında sordu. İmam Ahmed dedi ki:

قولوا له : أحد من أصحاب النبي - صلى الله عليه وسلم - فعل هذا ؟ أو أحد من التابعين ؟ فاغتاظ الإمام أحمد ، وشدد في أمره ، ونهى عنه . وقال : انهوا الناس عنه ، وعليك بالحديث

“Ona Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in sahabelerinden birinin veya tabiinden birinin bunu yaptığını mı söylemişler?” İmam Ahmed öfkelendi ve bu konuda sert konuşarak yasakladı. Dedi ki: “İnsanları ondan sakındırın! Sana hadis yeter.”[10]
Abdulvehhab el-Verrak şöyle dedi:

ما رأيت مثل احمد بن حنبل قالوا له وإيش الذي بان لك من علمه وفضله على سائر من رأيت قال رجل سئل عن ستين ألف مسألة فأجاب فيها بأن قال أخبرنا وحدثنا

“Ahmed b. Hanbel gibisini görmedim.” Ona: “Ahmed’in ilmini ve başkalarından üstünlüğünü anlamanı sağlayan husus nedir?” diye sorulunca şöyle dedi: “Bir adam altmış bin mesele sordu, bunlara “ahberana: bize şöyle haber verildi” ve “haddesena: bize şöyle hadis rivayet edildi” diyerek cevap verdi.”[11]

Tabakatu’l-Hanabile’de; el-Mubarek – Ali b. Ömer el-Bermekî – Ahmed b. Abdillah el-Maliki – babası – Muhammed b. İbrahim b. Abdillah b. Yakub b. Zevran - Ebu’l-Abbas Ahmed b. Cafer b. Yakub b. Abdillah el-Farisi el-Istahari isnadıyla şöyle rivayet edilmiştir: “Ebu Abdillah Ahmed b. Muhammed b. Hanbel dedi ki

...... والدين إنما هو كتاب الله عز وجل وآثار وسنن وروايات صحاح عن الثقات بالأخبار الصحيحة القوية المعروفة يصدق بعضها بعضا حتى ينتهي ذلك إلى رسول الله صلى الله عليه وسلم وأصحابه رضوان الله عليهم والتابعين وتابعي التابعين ومن بعدهم من الأئمة المعروفين المقتدى بهم والمتمسكين بالسنة والمتعلقين بالآثار لا يعرفون بدعة ولا يطعن فيهم بكذب ولا يرمون بخلاف وليسوا بأصحاب قياس ولا رأي لأن القياس في الدين باطل والرأي كذلك أبطل منه وأصحاب الرأي والقياس في الدين مبتدعة ضلال ...... وأصحاب الرأي وهم مبتدعة ضلال أعداء للسنة والأثر يبطلون الحديث ويردون على الرسول عليه الصلاة والسلام ويتخذون أبا حنيفة ومن قارب قوله إماما ويدينون بدينهم وأي ضلالة أبين ممن قال بهذا وترك قول الرسول وأصحابه واتبع قول أبي حنيفة وأصحابه فكفى بهذا غيا مرديا وطغيانا ..... وأما أصحاب الرأي فإنهم يسمون أصحاب السنة نابتة وحشوية وكذب أصحاب الرأي أعداء الله بل هم النابتة والحشوية تركوا آثار الرسول صلى الله عليه وسلم وحديثه وقالوا بالرأي وقاسوا الدين بالاستحسان وحكموا بخلاف الكتاب والسنة وهم أصحاب بدعة جهلة ضلال وطلاب دنيا بالكذب والبهتان

“Din ancak Allah’ın kitabı, eserler, sünnetler, birbirini tasdik eden, sahih ve kuvvetli haberleri nakleden güvenilir ravilerin aktardıkları sahih rivayetlerden ibarettir. Bu, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e, sahabelerine – Allah onlardan razı olsun – tabiîne, tebau’t-tabiine ve onlardan sonra kendilerine uyulan, sünnete sarılan, rivayetlere bağlanan, bidatle bilinmeyen, yalanla eleştirilmeyen, muhalefetle suçlanmayan meşhur imamlara kadar ulaşır. Bu imamlar kıyas ve re’y ashabı değillerdir. Zira dinde kıyas batıldır. Re’y de aynı şekilde, ondan daha batıldır. Dinde re’y ve kıyas ashabı sapık bidatçilerdir… Re’y ashabı sapık bidatçilerdir ve onlar sünnet ve eser (rivayetler)in düşmanlarıdırlar. Hadisi iptal eder, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’i reddederler, Ebu Hanife’yi ve ona yakın olanları imam edinerek onların dinlerini din edinirler! Hangi sapıklık bundan daha açık olabilir? Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ve ashabının sözlerini terk ederler, Ebu Hanife ve ashabının sözlerine uyarlar! Alçak bir sapkınlık ve tugyan olarak bu yeter!... Re’y ashabına gelince, onlar sünnet ashabına: “Nabita ve Haşeviye” derler. Allah’In düşmanı olan re’y ashabı yalan söylemişlerdir! Bilakis kendileri Nabita ve Haşeviyedirler. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in hadisini ve rivayetleri terk ederek şahsi görüşlerini söylemişler, dinde kıyas ve ihtihsan yaparak Kitap ve sünnete aykırı hükümler vermişlerdir. Onlar bidatçi, cahil, sapık, yalan ve iftira ederek dünya peşinde koşan kimselerdir.”[12]

İmam Hafız Ebu Nasr el-Vâilî es-Secezî (v.444 hicrî) şöyle diyor:

:"..،أيد الله سبحانه بمنه أبا عبدالله أحمد بن محمد بن حنبل الشيباني رحمه الله ، حتى قام بإظهار المنهاج الأول ، وكان جامعا،قد تقدم في الفقه فنظر في مذهب أبي حنيفة و سفيان أولا ، ثم نظر في مذهب مالك ، ثم نظر في مذهب الشافعي ،واختار لنفسه ما وجده في الحديث ،وكان في معرفته مبرزا ، وكان شديد الورع ، و متمسكا بآثار السلف ، و متمكنا من العقل و الحلم ،فنشر ما كان عليه السلف ، و ثبت في المحنة ،و لم يات من عنده بشيء ،ولم يعول إلا على السنن الثابثة.

“…Allah Subhanehu onu Ebu Abdillah Ahmed b. Muhammed b. Hanbel eş-Şeybanî rahimehullah ile destekledi ve kapsayıcı olan ilk menheci ortaya koydu. Fıkıhta öne geçti. Önce Ebu Hanife ve Sufyan’ın mezhebini araştırdı. Sonra Malik’in mezhebini araştırdı. Sonra Şafii’nin mezhebini araştırdı ve kendisi için hadis yolunu seçti. Bilgisi ileri boyutta idi. Kuvvetli bir verâ’ı vardı. Seleften gelen rivayetlere sarılırdı. Sağlam bir akıl ve hilim sahibi idi. Selefin üzerinde bulundukları yolu yaydı. Mihne’de (Kur’an’ın mahluk olduğunun iddia edildiği fitne döneminde) sebat etti. Sadece sabit sünnette gelenlere yöneldi.”[13]

Harb el-Kirmâni, İmam Ahmed’in şöyle dediğini nakletmiştir:

ترك القياس واتباع السنة أسلم

“Kıyası terk etmek ve sünnete uymak en selametli yoldur.”[14]

İmam Ahmed’in Tabi Olduğu Menhec

İmam Ahmed ile aynı asırda Davud b. Ali ez-Zahirî, Buhârî ve Muslim gelmişler, dosdoğru bir yol olan aynı menhec üzerinde ilerlemişlerdir. Onlardan sonra hicrî beşinci asrın övüncü İmam İbn Hazm gelmiş ve aynı menhece tabi olmuştur. Bu menhec sahabe, tabiin ve onlara güzellikle uyanların menhecidir. Bu yol, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in ve ashabının üzerinde bulundukları yoldur. Bu menhece uyanlar her asırda ve her ülkede şahsi görüş, zan ve taklidi terk eden, ihtilafı ve fırkalaşmayı iptal eden kimselerdir. İşte İmam Ahmed’in ashabından insaf sahipleri, bu menheci korumuşlar, kıyası ve re’yi reddetmişler, bilakis İmam Davud’un da üzerinde bulunduğu İmam Ahmed’in menhecine uyum göstermişlerdir.

Er-Resâilu’l-Kemâliye sahibi Allâme Şattî el-Hanbelî şöyle diyor:

والإمام أحمد من أئمة الظاهر ولما كان الإمام أحمد من أئمة الظاهر كداود بن علي الظاهري، وابن حزم، وغيرهما، إلتزم البعض من متقدمي فقهاء الحنابلة نقل أحكام مذهب داود وغيره، ككتاب ( رؤوس المسائل ) لأبي الخطاب محفوظ بن أحمد بن حسن الكلوذاني ، والرعايتين الصغرى والكبرى لابن حمدان، وغيرها من الكتب المعتمدة في المذهب..أ.هـ

“İmam Ahmed, zahiri imamlardandır. İmam Ahmed; Davud b. Ali ez-Zahirî, İbn Hazm ve başkaları gibi zahir imamlarından olduğu için, önceki Hanbelî fakihlerinden bazısı Davud’un ve başkalarının mezhebinin hükümlerini de nakletmeye özen göstermişlerdir. Mesela Ebu’l-Hattâb Mahfuz b. Ahmed b. Hasen el-Kelvezanî’nin “Ruusu’l-Mesâil” kitabı, İbn Hamdan’ın “er-Riayetu’s-Sugra” ve “er-Riayetu’l-Kubra” kitapları ve bunlardan başka mezhepte mutemed olan diğer kitaplar böyledir.”
Burada allâme eş-Şattî’nin İmam Ahmed’i zahiriliğe nispet ettiğini ve onu zahiri imamlarından saydığını görüyoruz. Bunun anlamı, tevil etmeksizin, hakiki zahir anlamının dışına çıkmaksızın, kıyas ve re’yden uzak durarak, nasların zahirini almaktır. İşte zahir ehlinin menheci budur. Hatta bu, hadis ve eser ashabının tamamının menhecidir. Onların bundan başka bir menheci yoktur. İmam Ahmed’den re’y ve kıyası zemmettiğine dair gelen rivayetler bunu pekiştirmektedir. Bu rivayetleri bazı hanbeliler çeşitli yollarla tevil etmeye kalkışmışlardır. Ancak bazıları da anayoldan ayrılmamışlar, re’y ve kıyası reddetmişlerdir. Allah yardımcımız olsun.

İmam Ahmed’in Kıyas Hakkındaki Görüşü

İbn Teymiyye rahimehullah, el-Musvedde kitabının kıyas bölümünde şöyle demiştir:

قال أحمد فى رواية الميموني يجتنب المتكلم فى الفقه هذين الأصلين المجمل والقياس

“El-Meymûnî’nin rivayetinde İmam Ahmed dedi ki: “Fıkıh hakkında konuşan kimse şu iki usulden; mücmel (kapalı lafızlardan) ve kıyastan uzak durmalıdır.”[15]

فى رواية أبى الحارث فقال ما تصنع بالرأى والقياس وفى الحديث ما يغنيك عنه

“Ebu’l-Haris’in rivayetinde şöyle demiştir: “Re’y ve kıyası ne yapacaksın? Hadis bunlara ihtiyaç bırakmaz.”[16]

وفى رواية مهنا وقد سأله : هل نقيس بالرأى ؟ فقال : لا ، هو أن يسمع الرجل الحديث فيقيس عليه

“Diğer bir rivayette İmam Ahmed’e: “Re’y ile kıyas yapabilir miyiz?” diye sorulunca şöyle demiştir: “Hayır. Aksi halde kişi hadisi işittiği halde ona kıyas yapar.”[17]

وقال في رواية أبي طالب : أصحاب أبي حنيفة إذا قالوا شيئاً خلاف القياس : نستحسن هذا وندع القياس فيدعون ما يزعمون أنه حق بالاستحسان ، وأنا أذهب إلى كل حديث جاء ولا أقيس عليه .


“Ebu Talib’in rivayetinde şöyle demiştir: “Ebu Hanife’nin ashabı kıyasa aykırı bir şey söylediklerinde: “Bunu güzel gördük (istihsan yaptık) ve kıyası terk ettik” derler. Böylece hak olduğunu iddia ettikleri şeyi, istihsan sebebiyle terk ederler. Ben ise tamamen hadiste geldiği gibi söylerim, kıyas yapmam.”[18]

وقال في رواية عبدوس : ليس في السنة قياس ولا تضرب لها الأمثال ولا تدرك بالعقول إنما هو الاتباع

“Abdus’un rivayetinde ise şöyle demiştir: “Sünnette kıyas yoktur. Ona misal getirilmez ve akıllarla idrak edilmez. Ona (sünnete) sadece tabi olunur”[19]
İbn Teymiyye, el-Musvedde’de şöyle demiştir:

وذهبت الزيدية الى المنع منه عقلا وشرعا وكذلك صرح به أبو الخطاب عن النظام وداود وأهل الظاهر كالقاشاني والمعري والنهرواني وغيرهما قال وقد أومأ إليه أحمد فقال يجتنب المتكلم فى الفقه هذين الاصلين المجمل والقياس وقد تأوله شيخنا على استعمال القياس مع وجود السنة والظاهر خلافه ... أ.هـ

“Zeydiyye, aklen ve dinen bunu (kıyası) yasak kabul etmişlerdir. Aynı şekilde Ebu’l-Hattab, en-Nazzam ve Davud ile el-Kaşânî, el-Mearrî, en-Nehravânî ve diğerleri gibi zahir ehlinden naklederek aynısını tasrih etmiştir. Demiştir ki: “Ahmed de buna işaret etmiş ve şöyle demiştir: “Fıkıh hakkında konuşan kimse şu iki usulden; mücmel ve kıyastan uzak durmalıdır.” Nitekim şeyhimiz bunu sünnet bulunduğu ve zahire aykırı olduğu zaman kıyas yapmanın yasaklanmasına yorumlamıştır…”[20]
İmam Ahmed rahimehullah’ın sözünün bu şekilde yorumlanması bâtıldır. İmam Ahmed, Ebu’l-Haris’in rivayetinde: “Re’y ve kıyası ne yapacaksın, hadis bunlara ihtiyaç bırakmaz” dediği halde nasıl bu yorum kabul edilebilir?
İmam Ahmed rahimehullah, Kitap ve sünnetin kıyamet gününe kadar meydana gelecek bütün olayları kapsadığını söylemekte haklıdır. Olayların yaratıcısı, Kur’ân ve sünneti indirmiştir. Bu ikisi, bu olayların hükümlerini de içermektedir.

İbn Teymiyye ve İbnu’l-Kayyım, nasların bütün olayları kapsadığını, bunları bilenin bildiğini, bilmeyenin bilmediğini itiraf etmişlerdir. Hatta onlar, İmamu’l-Harameyn el-Cuveyni’nin:

النصوص لا تفي بعشر معشار الشريعة

“Naslarla dinin ancak onda biri yerine getirilebilir” şeklindeki çirkin sözüne şiddetle karşı çıkmışlardır.

İbn Teymiyye, Hanbelî’lerden kıyasın hüccet olmadığını söyleyen ve bu konuda İmam Ahmed’den gelen rivayetleri delil getirenleri zikretmiştir.[21]

Hak olan budur. İmam Ahmed rahimehullah’ın sözlerinin dinde kıyası açıkça men etttiği hususunda hiçbir şüphemiz yoktur. Ancak Hanbelî’lerin çoğunluğu, özellikle de sonradan gelenler, kıyasın hüccet olduğunu söylemişler, zikretmiş olduğumuz, İmam Ahmed’den gelen rivayetleri reddetmeye güç yetirememişlerdir. Ancak türlü yollarla te’vil etmeye kalkışmışlardır. Şüpheleri şu şekildedir:

1- İmam Ahmed’in ancak nas bulunan konularda kıyası reddettiğini iddia etmişlerdir. El-Musvedde’de şöyle denilmiştir:

وهذا لا يدل على أنه ليس بحجة وانما يدل على أنه لا يجوز استعماله مع النص

“Bu kıyasın hüccet olmadığını değil, ancak nas bulunan konuda kıyas yapmanın caiz olmadığını gösterir..”

2- İmam Ahmed’den nakledilen şu gibi ifadeleri delil getirmişlerdir:

سألت الشافعى عن القياس فقال عند الضرورة وأعجبه ذلك

"Şafiî’ye kıyas hakkında sordum, dedi ki: “Ancak zaruret halinde yapılabilir” Bu cevabı beğendim.”

Yine Muhammed b. el-Hakem’in rivayetinde şöyle demiştir:

لا يستغنى أحد عن القياس ، وعلى الإمام يرد عليه الأمر أن يجمع له الناس ويقيس

“Herkes kıyasa mecburdur. İmama bir mesele geldiği zaman insanları toplar ve kıyas yapar” Yine aynı şekilde Ahmed b. el-Kasım, İmam Ahmed’den şöyle nakleder:

لا يجوز بيع الحديد والرصاص متفاضلاً قياساً على الذهب والفضة

“Demir ve kurşunun, altın ve gümüşe kıyas olarak, aralarında fazlalıkla satışı caiz olmaz.”

Bu son rivayetler, şu sebeplerden dolayı sahih değildir:

1- İmam Ahmed, “Fıkıh hakkında konuşan kimsenin mücmel ve kıyastan sakınması gerektiğini” açıklamıştır. Bu rivayetler daha önce geçti.
Bunu Hanbelî mezhebine uyanlar zikretmektedirler ve bir şeyi bir şeye kıyas ettiğine dair diğer rivayetlerle üstün gelmeye çalışmaktadırlar. Bu, söze muhalefettir. Zira itibar bakımından bir kimsenin sözü, fiilinden önceliklidir. Belki de bu görüşü kıyas olarak benimsememiştir. Aksi halde bir sözü, diğer sözüne çelişik olur. İmam Ahmed ise bundan uzaktır.

2- İmam Ahmed’in; “Hadis kıyasa ihtiyaç bırakmaz” sözü gayet açıktır. Yani naslar, mükelleflerin başına gelecek olaylarda ihtiyaç duydukları her hükmü kapsamaktadır. İbn Teymiyye ve İbnu’l-Kayyım da bunu itiraf etmişler ve İmamu’l-Harameyn el-Cuveynî gibi, nasların olayları kuşatmadığını iddia edenlere şiddetle karşı çıkmışlardır.

İbnu’l-Kayyım, İ’lamu’l-Muvakkiin’de şöyle der:

فرقة قالت : إن النصوص لا تحيط بأحكام الحوادث ، وغلا بعض هؤلاء حتى قال : ولا بعشر معشارها ، قالوا : فالحاجة إلى القياس فوق الحاجة إلى النصوص ، ولعمر الله إن هذا مقدار النصوص في فهمه وعلمه ومعرفته لا مقدارها في نفس الأمر ، واحتج هذا القائل بأن النصوص متناهية ، وحوادث العباد غير متناهية ، وإحاطة المتناهي بغير المتناهي ممتنع ، وهذا احتجاج فاسد جدا من وجوه : أحدها أن ما لا تتناهى أفراده لا يمتنع أن يجعل أنواعا ، فيحكم لكل نوع منها بحكم واحد فتدخل الأفراد التي لا تتناهى تحت ذلك النوع الثاني : أن أنواع الأفعال بل والأعراض كلها متناهية. الثالث : أنه لو قدر عدم تناهيها فإن أفعال العباد الموجودة إلى يوم القيامة متناهية ، وهذا كما تجعل الأقارب نوعين : نوعا مباحا ، وهو بنات العم والعمة وبنات الخال والخالة ، وما سوى ذلك حرام ، وكذلك يجعل ما ينقض الوضوء محصورا ، وما سوى ذلك لا ينقضه ؛ وكذلك ما يفسد الصوم ، وما يوجب الغسل وما يوجب العدة ، وما يمنع منه المحرم ، وأمثال ذلك ، وإذا كان أرباب المذاهب يضبطون مذاهبهم ويحصرونها بجوامع تحيط بما يحل ويحرم عندهم مع قصور بيانهم فالله ورسوله المبعوث بجوامع الكلم أقدر على ذلك ، فإنه صلى الله عليه وسلم يأتي بالكلمة الجامعة وهي قاعدة عامة وقضية كلية تجمع أنواعا وأفرادا وتدل دلالتين دلالة طرد ودلالة عكس . وهذا كما سئل صلى الله عليه وسلم عن أنواع من الأشربة كالبتع والمزر ، وكان قد أوتي جوامع الكلم فقال " { كل مسكر حرام } ، و { كل عمل ليس عليه أمرنا فهو رد } { وكل قرض جر نفعا فهو ربا } { وكل شرط ليس في كتاب الله فهو باطل } { وكل المسلم على المسلم حرام دمه وماله وعرضه } { وكل أحد أحق بماله من ولده ووالده والناس أجمعين } { وكل محدثة بدعة وكل بدعة ضلالة } { وكل معروف صدقة } وسمى النبي صلى الله عليه وسلم هذه الآية جامعة فاذة : { فمن يعمل مثقال ذرة خيرا يره ومن يعمل مثقال ذرة شرا يره } ....

Bir grup şöyle dedi: “Naslar, meydana gelen olayların hepsini kuşatmaz.” Bunlardan bazısı ileri giderek: “Naslarla dinin ancak onda biri yerine getirilir” dedi. Bunlar dediler ki: “Kıyasa olan ihtiyaç, naslara olan ihtiyaçtan daha büyüktür. Allah’a yemin olsun, bu miktar nasları anlamak, öğrenmek ve bilgisine ulaşmak, hakikatte bu kadar değildir. Bunu söyleyen kimse, nasların sınırlı, kulların olaylarının ise sınırsız olduğunu ve sınırlı olanın, sınırsız olanı kuşatamayacağını gerekçe gösteriyor. Bu gerekçe, birçok açıdan gayet bozuktur:

Birincisi: Tek başına sınırlı olan şeyin türleri olabilir. Bu türlerden her biriyle tek hükme varılır ve sınırsız olanlar bunun hükmünün kapsamına girerler.

İkincisi: Fiillerin türleri ve hatta a’razların tamamı sınırlıdır.

Üçüncüsü: Şayet bunların sınırsız olduğu varsayılsa bile kulların kıyamete kadar olacak fiilleri sınırlı olarak mevcuttur. Bu tıpkı akrabaların iki çeşit kılınması gibidir. Bir çeşidi (nikahlanması) mubahtır. Bunlar amca ve teyze kızları, dayı ve hala kızlarıdır. Bunun dışındakiler haramdır. Aynı şekilde abdesti bozan şeyler bellidir, bunun dışındakiler bozmaz. Yine orucu bozanlar bellidir, guslü gerektiren şeyler, iddetin gerektirdiği şeyler, ihramlıya yasak olan şeyler bellidir. Mezhep sahipleri, mezheplerini kayıt altına almışlar ve beyanlarındaki eksiklikle beraber, kendilerine göre helal ve haram olanları özetlemişlerdir. Allah ise, Rasulünü bunlardan daha güçlü olan cevamiu’l-kelim (özlü ve kapsamlı ifadeler) ile göndermiştir. Zira Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem kapsamlı bir cümle söyler, bu genel bir kaide ve kullî bir hüküm olur. Bu cümler, kapsamına giren türleri ve ferdleri kuşatarak, dışında kalma delaleti ve zıtlık delaleti ile delil olur.

Nitekim Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e arpa ve benzeri maddelerden elde edilen içecek türleri sorulduğunda, özlü ve kapsamlı cümle kullanarak: “Her sarhoşluk veren haramdır” buyurmuştur. Yine “Her kim emrimiz olmayan bir amelde bulunursa o reddolunur”, “Faydalanma içeren her borçlanma faizdir”, “Allah’ın kitabından bulunmayan her şart bâtıldır”, “Her Müslümanın, diğer müslümana kanı, malı ve namusu haramdır”, “Herkes kendi malına çocuğundan, babasından ve bütün insanlardan daha çok hak sahibidir”, “(Dinde) her sonradan çıkarılan yenilik bidattir ve her bid’at sapıklıktır”, “Her iyilik sadakadır” gibi özlü cümlelerle ifadede bulunmuştur. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şu ayetin benzersiz şekilde kapsamlı olduğunu söylemiştir: “Kim zerre kadar hayır işlerse onun karşılığını görür. Kim de zerre kadar kötülük işlerse onun karşılığını görür” (Zilzal 7-8)“[22] İbn Kayyım rahimehullah, bu konuya dair birçok örnekler zikreder.

İbn Teymiyye rahimehullah, Mearicu’l-Vusul risalesinde şöyle der:

وهذا كقولهم : إن أكثر الحوادث يحتاج فيها إلى القياس لعدم دلالة النصوص عليها ؛ فإنما هذا قول من لا معرفة له بالكتاب والسنة ودلالتهما على الأحكام...

“Bu tıpkı: “Hadiselerin çoğunda, naslar bunlara delil olmadığı için kıyasa ihtiyaç vardır” demeleri gibidir. Bu ancak kitap ve sünnet ile bu ikisinin hükümlere delaletlerini bilmeyen bir kimsenin sözüdür…”[23]

3- İmam Ahmed’e nispet edilen kıyas – eğer rivayet sahihse – naslardan istinbat ile anlaşılan genel ifadedir. Bu yoruma delil getirebilecek bir re’y değildir. İbn Teymiyye, İmam Ahmed’in şöyle dediğini nakleder:

إنما يقاس الشئ على الشئ إذا كان مثله في كل أحواله فأما إذا أشبهه في حال وخالفه في حال فليس مثله

“Bir şeyi bir şeye kıyaslamak, ancak bütün hallerinde iki şeyin aynı olması durumunda söz konusudur. Ama bir yönden benzerlik var, diğer bir yönden farklılık varsa ikisi aynı değildir.”[24]
İmam Ahmed’in kıyası, ancak bütün hallerinde eşit ve aynı olan şeylerde sınırladığını bu ifade açıkça göstermektedir. Bu da ancak naslardaki genel ifadelerin veya genel kapsamlı fiillerin kapsamına giren şeyler hakkında söz konusu olur. Bu re’y ile kıyas değil, nasların umumu ile delil getirmektir. Hatta şayet İmam Ahmed’in sadece bazı hususlarda birbirine benzeyen şeylerin kıyaslanmasını yasakladığı görüşünü kabul edersek, kıyasların çoğu ve hatta sonrakilerin kıyaslarının tamamı iptal olurdu.
Öyleyse İmam Ahmed adına nispet edilerek uydurulan bu mezhep nereden çıktı?!

İmam Ahmed’in fıkhî mezhebi denilen şeyin tedvini, Kadı Ebu Ya’lâ el-Ferrâ tarafından hicrî dördüncü asırda yapılmıştır. Aradan uzun süre geçtiği için rivayetler farklı ve çelişkili hale gelmiştir. Halbuki İmam Ahmed kendisinin sözlerinin yazılmasını yasaklamış ve Kitap ve sünnette gelenin alınmasını teşvik etmiştir.

Gizlenen Hakikatler

Ebu Muaz Seyfullah el-Çubukâbâdî