| Kör Taassupçuluğun Sonu Rububiyyet Tevhidinde Şirktir |
|
|
|
| Yazar Administrator |
| Cumartesi, 12 Haziran 2010 17:48 |
|
Kör Taassupçuluğun Sonu
Rububiyyet Tevhidinde Şirktir
‘Onlar Allah’ı bırakıp âlimlerini ve rahiplerini bir de Meryem oğlu ‘Îsâ’yı Rabler edindiler.’ (Tevbe, 9/31) Adîy b. Hâtem (radıyallahu anhu)’dan: “Rasûlüllâh (sallallahu aleyhi ve sellem)’i: ‘Onlar Allah’ı bırakıp âlimlerini ve rahiplerini Allah’tan gayrı Rabb edindiler...’ (Tevbe, 9/31) ayetini okurken işittim. Ona: ‘Ey Rasûlüllâh! onlar âlimlerine ve rahiplerine ibadet etmiyorlardı’ dedim. Bana:
‘Onlar bir şeyi helal kabul ettiğinde onu helal kabul ediyorlar, bir şeyi haram gördüğünde onu haram kabul ediyorlardı. Bu, onların ruhban ve âlimlerine ibadet etmeleridir’ buyurdu.” Huzeyfetu’l-Yemanî (radıyallahu anhu)’ya bu ayeti kerime hakkında soru soruldu ve: ‘Onlar âlimlerine ve rahiplerine ibadet mi ediyorlardı’ denildi. Huzeyfetu’l-Yemanî (radıyallahu anhu) soruya şu cevabı verdi: ‘Hayır, fakat âlim ve rahipler haram olan şeyleri onlar için helâl kılıyorlar sonra onlar da helâl sayıyorlardı. Helâl olan şeyleri onlar için haram kılıyorlar sonra onlar da haram sayıyorlardı.’
Rebî‘ der ki:
“Bu Rububiyet İsrâ’îloğullarında nasıldı? diye Ebû’l-‘Alîye’ye sordum: ‘Ekseriyyetle Allah (Azze ve Celle)’nin kitabında açıktan açığa âlimlerin görüşlerine muhalif şeyler bulurlar, bununla beraber, kitabın hükmünü bırakırlar da âlimlerinin sözlerini tutarlardı dedi.’ Bu rivayetler şunu ispat eder ki her hangibirini Rab edinmiş olmak için ona behemahal Rab namını vermiş olmak şart değildir. Allah (Azze ve Celle)’nin emrine uygun olup olmadığını hesaba katmayarak onun emrine itaat etmek ve özellikle ahkâmla ilgili hususlarda onu hüküm ve kanun koyucu gibi tanıyıp ne söylerse, ne emrederse hak kabul etmek ve ona itaat etmekle Allah’ın emir ve hükmüne muhalefet etmek onu Allah’tan başka Rab edinmek ve ona tapmak demektir.”[3]
İbn Teymiyye, şöyle demektedir:
‘Kim belli bir imamı taklit etmeyi farz olarak görürse tevbe etmesi söylenir, yapmazsa öldürülür. Çünkü bu farziyet, rububiyetin özelliklerinden olan teşrî (hüküm verme) konusunda Allah’a şirk koşmadır.’
Şeyhülislam İbn Teymiyye ?’nun Mezhep Taklidi Hakkında İki Fetvası Tercüme: Ebû Mu‘âz
-1-
وَسُئِلَ - رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ - : مَا تَقُولُ السَّادَةُ الْعُلَمَاءَ أَئِمَّةُ الدِّينِ -رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمْ أَجْمَعِينَ- فِي رَجُلٍ سُئِلَ إيش مَذْهَبُك؟ فَقَالَ : مُحَمَّدِيٌّ أَتَّبِعُ كِتَابَ اللَّهِ وَسُنَّةَ رَسُولِهِ مُحَمَّدٍ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقِيلَ لَا :يَنْبَغِي لِكُلِّ مُؤْمِنٍ أَنْ يَتَّبِعَ مَذْهَبًا وَمَنْ لَا مَذْهَبَ لَهُ فَهُوَ شَيْطَانٌ فَقَالَ :إيش كَانَ مَذْهَبُ أَبِي بَكْرٍ الصِّدِّيقِ وَالْخُلَفَاءِ بَعْدَهُ y؟ فَقِيلَ لَهُ: لَا يَنْبَغِي لَك إلَّا أَنْ تَتَّبِعَ مَذْهَبًا مِنْ هَذِهِ الْمَذَاهِبِ فَأَيُّهُمَا الْمُصِيبُ ؟ أَفْتُونَا مَأْجُورِينَ فَأَجَابَ : الْحَمْدُ لِلَّهِ ، إنَّمَا يَجِبُ عَلَى النَّاسِ طَاعَةُ اللَّهِ وَالرَّسُولِ وَهَؤُلَاءِ أُولُوا الْأَمْرِ الَّذِينَ أَمَرَ اللَّهُ بِطَاعَتِهِمْ فِي قَوْلِهِ : { أَطِيعُوا اللَّهَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ وَأُولِي الْأَمْرِ مِنْكُمْ } إنَّمَا تَجِبُ طَاعَتُهُمْ تَبَعًا لِطَاعَةِ اللَّهِ وَرَسُولِهِ لَا اسْتِقْلَالًا ثُمَّ قَالَ : { فَإِنْ تَنَازَعْتُمْ فِي شَيْءٍ فَرُدُّوهُ إلَى اللَّهِ وَالرَّسُولِ إنْ كُنْتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ ذَلِكَ خَيْرٌ وَأَحْسَنُ تَأْوِيلًا } . وَإِذَا نَزَلَتْ بِالْمُسْلِمِ نَازِلَةٌ فَإِنَّهُ يَسْتَفْتِي مَنْ اعْتَقَدَ أَنَّهُ يُفْتِيهِ بِشَرْعِ اللَّهِ وَرَسُولِهِ مِنْ أَيِّ مَذْهَبٍ كَانَ وَلَا يَجِبُ عَلَى أَحَدٍ مِنْ الْمُسْلِمِينَ تَقْلِيدُ شَخْصٍ بِعَيْنِهِ مِنْ الْعُلَمَاءِ فِي كُلِّ مَا يَقُولُ وَلَا يَجِبُ عَلَى أَحَدٍ مِنْ الْمُسْلِمِينَ الْتِزَامُ مَذْهَبِ شَخْصٍ مُعَيَّنٍ غَيْرِ الرَّسُولِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فِي كُلِّ مَا يُوجِبُهُ وَيُخْبِرُ بِهِ بَلْ كُلُّ أَحَدٍ مِنْ النَّاسِ يُؤْخَذُ مِنْ قَوْلِهِ وَيُتْرَكُ إلَّا رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ . وَاتِّبَاعُ شَخْصٍ لِمَذْهَبِ شَخْصٍ بِعَيْنِهِ لِعَجْزِهِ عَنْ مَعْرِفَةِ الشَّرْعِ مِنْ غَيْرِ جِهَتِهِ إنَّمَا هُوَ مِمَّا يَسُوغُ لَهُ لَيْسَ هُوَ مِمَّا يَجِبُ عَلَى كُلِّ أَحَدٍ إذَا أَمْكَنَهُ مَعْرِفَةُ الشَّرْعِ بِغَيْرِ ذَلِكَ الطَّرِيقِ بَلْ كُلُّ أَحَدٍ عَلَيْهِ أَنْ يَتَّقِيَ اللَّهَ مَا اسْتَطَاعَ وَيَطْلُبَ عِلْمَ مَا أَمَرَ اللَّهُ بِهِ وَرَسُولُهُ (1) فَيَفْعَلَ الْمَأْمُورَ وَيَتْرُكَ الْمَحْظُورَ . وَاَللَّهُ أَعْلَمُ
Şeyhülislam İbn Teymiyye ?, Mecmû‘u’l-Fetavâ (20/92-93 fetva no: 259/diğer nüsha 20/208-209) “Şeyhülislam İbn Teymiyye ?’a şöyle soruldu:
Din imamları olan seçkin âlimler V şu kimse hakkında ne derler? Bir kimseye: ‘Mezhebin nedir?’ diye sorulduğunda: ‘Allah’ın Kitabı’na ve Rasûlü Muhammed r’in Sünneti’ne tabi olan bir Muhammedi’yim’ der. Ona: ‘Hayır! Her müminin bir mezhebe uyması gerekir. Mezhebi olmayan şeytandır’ derler. O da: ‘Ebû Bekr Sıddık ve ondan sonraki halifelerin y mezhebi neydi?’ der. Sonra ona şöyle denilir: ‘Senin mutlaka bu mezheplerden birine uyman gerekir.’ Bunlardan hangisi isabet etmiştir? Bize fetva verin. Allah size karşılığını versin. Cevap: Allah’a hamd olsun. İnsanlara ancak Allah’a, Rasûle ve Allah’ın şu ayetinde itaat edilmelerini emrettiği emir sahiplerine itaat etmeleri vacip kılınmıştır: ‘Allah’a itaat edin, Rasûle itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de.’ (Nisâ’, 4/59) Emir sahiplerine itaat bağımsız değildir, mutlaka Allah’a ve Rasûlü’ne itaate uygun olmak zorundadır. Sonra şöyle buyrulur: ‘Eğer bir şey hakkında çekişirseniz onu Allah’a ve Rasûlüne döndürün. Şayet Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsanız bu daha hayırlı ve daha güzeldir.’ (Nisâ’, 4/59) Müslüman bir meseleyle karşılaştığı zaman, hangi mezhepten olursa olsun, Allah’ın ve Rasûlü’nün şeriatıyla fetva vereceğine inandığı bir kimseden fetva ister. Müslümanlardan hiç kimsenin âlimlerden belli bir şahsı, her söylediği şeyde taklit etmesi gerekmez. Yine Müslümanlardan hiçbirinin hiçbir belli şahsın mezhebine bağlanması gerekmez. Ancak Rasûlüllâh r’in her vacip kıldığı ve her verdiği haber alınabilir. Bilakis Rasûlüllâh r dışındaki insanların sözleri alınabilir de terk edilebilir de. Dini başka bir yoldan bilme konusundaki acizliği sebebiyle bir kimsenin belli bir mezhebe uyması, o kimse için genişlik gösterilebilecek bir husustur. Bu, o yoldan başkasıyla dini bilme imkânı olan herkese de vacip olan bir şey değildir. Bilakis herkesin gücü yettiği kadarıyla Allah’tan korkması, Allah ve Rasûlü’nün emrettikleri ilmi talep etmesi, emrolunanları yapması, sakındırılanları terk etmesi gerekir. Allah en iyi bilendir.”
-2-
وَالصَّحَابَةُ كَانُوا مُؤْتَلِفِينَ مُتَّفِقِينَ وَإِنْ تَنَازَعُوا فِي بَعْضِ فُرُوعِ الشَّرِيعَةِ فِي الطَّهَارَةِ أَوْ الصَّلَاةِ أَوْ الْحَجِّ أَوْ الطَّلَاقِ أَوْ الْفَرَائِضِ أَوْ غَيْرِ ذَلِكَ فَإِجْمَاعُهُمْ حُجَّةٌ قَاطِعَةٌ . وَمَنْ تَعَصَّبَ لِوَاحِدِ بِعَيْنِهِ مِنْ الْأَئِمَّةِ دُونَ الْبَاقِينَ فَهُوَ بِمَنْزِلَةِ مَنْ تَعَصَّبَ لِوَاحِدِ بِعَيْنِهِ مِنْ الصَّحَابَةِ دُونَ الْبَاقِينَ . كالرافضي الَّذِي يَتَعَصَّبُ لِعَلِيِّ دُونَ الْخُلَفَاءِ الثَّلَاثَةِ وَجُمْهُورِ الصَّحَابَةِ . وَكَالْخَارِجِيِّ الَّذِي يَقْدَحُ فِي عُثْمَانَ وَعَلِيٍّ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا . فَهَذِهِ طُرُقُ أَهْلِ الْبِدَعِ وَالْأَهْوَاءِ الَّذِينَ ثَبَتَ بِالْكِتَابِ وَالسُّنَّةِ وَالْإِجْمَاعِ أَنَّهُمْ مَذْمُومُونَ خَارِجُونَ عَنْ الشَّرِيعَةِ وَالْمِنْهَاجِ الَّذِي بَعَثَ اللَّهُ بِهِ رَسُولَهُ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ . فَمَنْ تَعَصَّبَ لِوَاحِدِ مِنْ الْأَئِمَّةِ بِعَيْنِهِ فَفِيهِ شَبَهٌ مِنْ هَؤُلَاءِ سَوَاءٌ تَعَصَّبَ لِمَالِكِ أَوْ الشَّافِعِيِّ أَوْ أَبِي حَنِيفَةَ أَوْ أَحْمَد أَوْ غَيْرِهِمْ . ثُمَّ غَايَةُ الْمُتَعَصِّبِ لِوَاحِدِ مِنْهُمْ أَنْ يَكُونَ جَاهِلًا بِقَدْرِهِ فِي الْعِلْمِ وَالدِّينِ وَبِقَدْرِ الْآخَرِينَ فَيَكُونُ جَاهِلًا ظَالِمًا وَاَللَّهُ يَأْمُرُ بِالْعِلْمِ وَالْعَدْلِ وَيَنْهَى عَنْ الْجَهْلِ وَالظُّلْمِ . قَالَ تَعَالَى : { وَحَمَلَهَا الْإِنْسَانُ إنَّهُ كَانَ ظَلُومًا جَهُولًا } { لِيُعَذِّبَ اللَّهُ الْمُنَافِقِينَ وَالْمُنَافِقَاتِ } إلَى آخِرِ السُّورَةِ . وَهَذَا أَبُو يُوسُفَ وَمُحَمَّدٌ أَتْبَعُ النَّاسِ لِأَبِي حَنِيفَةَ وَأَعْلَمُهُمْ بِقَوْلِهِ وَهُمَا قَدْ خَالَفَاهُ فِي مَسَائِلَ لَا تَكَادُ تُحْصَى لِمَا تَبَيَّنَ لَهُمَا مِنْ السُّنَّةِ وَالْحُجَّةِ مَا وَجَبَ عَلَيْهِمَا اتِّبَاعُهُ وَهُمَا مَعَ ذَلِكَ مُعَظِّمَانِ لِإِمَامِهِمَا . لَا يُقَالُ فِيهِمَا مُذَبْذَبَانِ : بَلْ أَبُو حَنِيفَةَ وَغَيْرُهُ مِنْ الْأَئِمَّةِ يَقُولُ الْقَوْلَ ثُمَّ تَتَبَيَّنُ لَهُ الْحُجَّةُ فِي خِلَافِهِ فَيَقُولُ بِهَا وَلَا يُقَالُ لَهُ مُذَبْذَبٌ ؛ فَإِنَّ الْإِنْسَانَ لَا يَزَالُ يَطْلُبُ الْعِلْمَ وَالْإِيمَانَ . فَإِذَا تَبَيَّنَ لَهُ مِنْ الْعِلْمِ مَا كَانَ خَافِيًا عَلَيْهِ اتَّبَعَهُ وَلَيْسَ هَذَا مُذَبْذَبًا ؛ بَلْ هَذَا مُهْتَدٍ زَادَهُ اللَّهُ هُدًى . وَقَدْ قَالَ تَعَالَى : { وَقُلْ رَبِّ زِدْنِي عِلْمًا } . فَالْوَاجِبُ عَلَى كُلِّ مُؤْمِنٍ مُوَالَاةُ الْمُؤْمِنِينَ وَعُلَمَاءِ الْمُؤْمِنِينَ وَأَنْ يَقْصِدَ الْحَقَّ وَيَتَّبِعَهُ حَيْثُ وَجَدَهُ وَيَعْلَمَ أَنَّ مَنْ اجْتَهَدَ مِنْهُمْ فَأَصَابَ فَلَهُ أَجْرَانِ وَمَنْ اجْتَهَدَ مِنْهُمْ فَأَخْطَأَ فَلَهُ أَجْرٌ لِاجْتِهَادِهِ وَخَطَؤُهُ مَغْفُورٌ لَهُ.
Şeyhülislam İbn Teymiyye ?, Mecmû‘u’l-Fetavâ (22/252-253) şöyle demiştir: “Sahabeler birleşirler ve ittifak ederlerdi. Dinin temizlik, namaz, hac, boşanma, ferâ’iz (miras) veya diğerleri gibi bazı fer‘î meselelerinde ihtilaf etmişlerse de bu konularda icma etmeleri kesin bir hüccettir. Diğerlerini bir kenara bırakarak imamlardan belli bir şahsa taassup ile bağlanan, tıpkı diğer sahabeleri bırakarak tek bir sahabeye taassup gösteren gibidir. Mesela Rafızîler, ‘Alî t’ya taassup göstererek üç halifeyi ve sahabelerin cumhurunu terk etmişlerdir. Hariciler ise Osman ve ‘Alî C hakkında dil uzatmışlardır. Bunlar bidat ve Heva Ehli’nin yollarıdır. Kitab, Sünnet ve icma ile sabit olmuştur ki onlar kötülenmiş ve Allah’ın Rasûlü r ile gönderdiği şeriatın ve yollarının dışına çıkmışlardır. Her kim imamlardan birine taassup ile bağlanırsa bu bidat fırkalarına benzerlik göstermiş olur. Bağlandığı kimsenin, Mâlik, Şafi‘î, Ebû Hanife, Ahmed b. Hanbel veya başkaları olması fark etmez. Bunlardan birine bağlanan kimse onun ilimde ve dinde değerini bilmediği gibi diğerlerinin değerini de bilmez. Böylece hem cahil hem zalim olur. Allah ise ilmi ve adaleti emreder, cahillikten ve zulümden yasaklar. Allah I şöyle buyurmuştur: ‘Onu insan yüklendi. Şüphesiz o çok zalim ve pek cahildir.’ (Ahzâb, 33/72) İşte insanların Ebû Hanife’ye uyma konusunda en ileridekileri olan Ebû Yûsuf ve Muhammed! Onlar Ebû Hanife’nin görüşlerini en iyi bilen kimselerdi. Bununla birlikte neredeyse sayılamayacak kadar olan birçok meselede, Sünnet’in delilinin kendilerine belirmesi sebebiyle Ebû Hanife’ye muhalefet etmişlerdir. İmamlarına gereken saygıyı göstermelerine rağmen ona tabi olmayı vacip görmemişlerdi. Onlar hakkında ‘Muzebzeban/gidip gelenler’ denilemez. Bilakis Ebû Hanife ve diğer imamlar bir görüş söyler, sonra kendisine aksi istikamette bir delil belirir ve onu söylerdi. Bu durumda ona ‘Muzebzeb: gidip gelen’ denilmez. Zira insan ilim ve imanı talep etmeye devam eder. Kendisine daha önce gizli kalan ilim ortaya çıkarsa ona tabi olur ve o bu durumda muzebzeb olmaz. Bilakis o hidayet üzeredir ve Allah hidayetini artırmıştır. Nitekim Allah I şöyle buyurmuştur: ‘De ki Rabbim! İlmimi artır’ her müminin, müminlerin idarecilerinin ve müminlerin âlimlerinin hakkı amaçlamaları ve buldukları yerde ona uymaları gerekir. Bilmek gerekir ki onlardan biri içtihat edip isabet ettiğinde ona iki ecir vardır. İçtihat edip hata ettiğinde ise ona içtihadından dolayı bir ecir vardır, hatası ise bağışlanır…”
İmâm Şevkânî, Fethu’l-Kâdir’de şöyle demektedir: ‘…Zira bir mezhep edinenin, bu ümmetin âlimlerinden kendisine iktida ettiğinin sözünde, nasslarla varit olan ve Allah’ın hüccetlerinin ve burhanının kaim olduğu, kitaplarının ve nebîlerinin söylediğine muhalefet etmesine rağmen, kendisine itaat edip onun yolunu izlemesi, Yahudî ve Hristiyanların haham ve rahiplerini Allah’tan başka rabler edinmeleri gibidir.’[5] Sâlih Fevzân, Kelime-i Şehadetin Şartları adlı risalesinde şöyle demektedir: “Şeyh Abdurrahmân b. Hasan dedi ki: ‘Allah’tan başkalarına itaat etmekle alimlerini rabler edindiler. Aynı olaylar bu ümmetin içinde de vuku bulmaktadır. Bu ise en büyük şirk olup, La ilahe illallah’ın manasını ortadan kaldırır.’”[6]
[1] Bu hadisi Tirmizî, (3094), [Terc: Kur’ân Tefsiri babları, 5/3292 (Yunus Emre yayınevi)] (5/278); İbn Kesîr, Tefsîr’i (2/137) [Trc: 7. c./sy. 3454, Çağrı Yayınları]’de; Taberî, Tefsîr’i (10/81)’de; Beyhakî, Sünen’i (10/116)’da tahric etmiştir. Senedinde zayıflık vardır. Zayıflık illeti ise Guteyf b. ‘Ayunî’l-Cezerî’dir. Tirmizî onun hakkında: ‘Hadiste bilinen bir kişi değildir’ Dârekutnî de bunu zayıf saymıştır. Mizânu’l-İ’tidal, (3/336)’da olduğu gibi. Yine İbn Abdilberr, Câmi‘u’l-Beyâni’l-İlm, (2/109)’da muallak olarak, İbnu’l-Cevzî, Zâdu’l-Mesîr, (3/425)’te; Suyutî de Düreru’l-Mensûr, (3/230)’da tahric etmiştir. Hadis hasen mertebesine çıkmaktadır. Çünkü Tirmizî zayıf saydığı halde rivayeti hasen rütbesine çıkarmıştır. Aynı zamanda bu hadisi şahit olarak teyit eden Huzeyfe İbnu’l-Yemanî (radıyallahu anhu)’nun rivayetidir. Bunu Taberî, Tefsîr’i (10/81), [6. c./sy. 114]’te; İbn Ebî Hâtim, Tefsîr, (6. c./sy. 1784)’te; İbn Abdilberr mezkur eseri (2/109)’da; Beyhakî, Sunen’i (10/116)’da mevkuf olarak tahric etmişlerdir. Lakin hadis usulünde olduğu gibi merfu hükmündedir. Yine bu mezkur hadisin ayrı bir şahidi vardır O da Ebû’l-‘Alîye’nin Taberî, Tefsîr’i (10/81)’deki rivayetidir. Böylelikle hadis, mezkur rivayetlerin takviyesiyle hasen derecesindedir. Bu yüzden Şeyhu’l-İslâm İbn Teymiyye, İktidâ‘u’s-Sırâti’l-Mustakîm eserinde Allah Rasûlü (sallallahu aleyhi ve sellem)’e bu hadisin nispetini cezmetmiştir. İmân kitabı (sy. 64)’te hasen olduğunu söylemiştir. Şeyh Albânî de bu hadisin, Mevdudî’nin Kur’ân’da Dört Terim kitabına (18-20) yaptığı inceleme bölümünde hasen olduğunu zikretmiştir. [2] Taberî, Tefsîr, (10/81), [6. c./sy. 114]; İbn Ebî Hâtim, Tefsîr, (6. c./sy. 1784); İbn Abdilberr (2/109); Beyhakî, Sunen (10/116)’da mevkuf olarak tahric etmişlerdir. Lakin hadis usulünde olduğu gibi merfu hükmündedir.
İbn Abdilberr, Câmi‘u’l-Beyâni’l-‘İlm ve Fadlihi, (2/109-114); Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’ân Dili, Eser Neşriyat, İstanbul (4/2512). [4] İbn-i Teymiyye, el-Kaza mine’l-İnsaf adlı eserinde.
[6] Bkz. Sâlih Fevzân, Kelime-i Şehadetin Şartları, (sy. 58, Polen Yay.). |
| Çarşamba, 23 Haziran 2010 18:55 tarihinde güncellendi |


